Yeni Başlangıçlara

Gitmek lazım, gitmek lazım diye diye ben gittim sonunda. Değişiklik iyidir. Zor zamanlarda insan kendine saklanacak bir yer bulmalı, nefes almalı, kuvvetlenmeli ve öyle devam etmeli. Ben de bir süre Londra’ya geldim. Doktora sonrası araştırmalarıma burada devam edeceğim. Bakalım neler yaşayıp, neler öğreneceğiz. Yeni serüvenimin ilk sayfasını doldurmaya başladım.

Şimdi neden gittiğimi düşünenler vardır, biraz bu noktaya açıklık getirelim. Herhangi iyi bir üniversitede hoca olmak için, doktora sonrasında başarılı araştırmalar yapmak gerekiyor. Kimisi daha erken davranıp, yüksek lisans ve doktora çalışmalarına yurtdışında başlıyor. Kritik nokta ise tabii ki yurtdışında geçirilen zaman, ve başka ekiplerle sürdürülen projeler. Bu süreç neden faydalı derseniz, bir kere yabancı dilin oturması için böyle bir deneyim faydalı oluyor. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi, akademinin dili İngilizce bu gerçeği kabul etmek gerek. Bunun yanı sıra, yurtdışındaki üniversitelerin maddi imkanları daha fazla olabiliyor. Bu da şu demek, araştırma yapmak için ihtiyaç duyduğunuz materyallere erişiminiz kolay. Katılmak istediğiniz konferanslara gitmek kolay. Çalışma koşullarını düzenlemek çoğu zaman sizin elinizde. Bu faktörlerin hepsi toplanınca da başarılı bir kariyer, ve birçok yayın yapma şansı doğuyor. Yaptığınız her şey sizin portfolyonuz, ve portfolyonuzu sağlam tutmakta fayda var.

Gelelim zorluklara… Bir kere bambaşka bir ülkede sıfırdan bir hayata başlamak süper kolay değil. Ülkenin dinamiklerini öğrenmek, ve bu dinamiklere ayak uydurmak gerekiyor. Bir anda düşünmeniz gereken milyonlarca soru altında eziliyorsunuz. İlk önce uzun bir zaman vize alma süreci ile geçiyor. Oh ülkeye girdim bittiyle kalmıyor. Sonraki görevler çok eğlenceli: ev bulmak, polise kendinizi kayıt ettirmek, oturma izin kartınızı almak, sağlık sistemine dahil olmak, banka hesabı açmak, işyeri evraklarınızı teslim etmek ve prosedürleri tamamlamak, ve daha birçok şey. Geleli 15 gün oldu hala bitmeyen işler var, biraz daha sabır. Boş kalan vakitlerde ise geride bıraktığınız hayatınızı düşünüyorsunuz. Aileniz ne yapıyor, arkadaşlarınız ne alemde, her gün sevdiğiniz kediler acaba iyiler mi, eski üniversitenizde yeni dönem heyecanı nasıl gidiyor ve cevapsız kalan birçok soru daha. Kısacası yeni hayatınıza dahil olmak için sorulardan geçmek gerek.

Ayaklarınız üzerinde durmak ve hayatınızı bambaşka bir ülkede yaşamak çok değişik. Henüz alışma sürecinde olsam da, yavaş yavaş kendime yer açmaya başlıyorum. Garip bir şekilde Türkiye gündemine yetişecek vaktim kalmıyor. Çok kısa bir süre Twitter’a göz atıp ne olmuş ne bitmiş diye bakabiliyorum. Londra gündemine bakmak için ise hiç sıra gelmedi. O da yavaş yavaş olacak…

Bu ayki yazımı yazmam bile zor oldu. Malum başka ülkelere gelince türkçe karakterleri geride bırakıyor insan. Bilgisayarda yazıyı yazmam zor olunca tabletime sığındım 🙂 Türkçe harfleri özlemedim ama soyadımdaki “ö” harfini kaybettim, hükümsüzdür!

Ekim 2017 Paros Dergisi’nde yayımlanan yazım.


Also published on Medium.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *