Akademik Çevre Edinmek – Bölüm 2

Bu yazı dizisinin ilk bölümünde doktora öğrencisi iken akademik çevreyi genişletmek için ne yapmak lazım konusunda değinmiştim. Bu iş süreklilik isteyen bir iş. Peki doktora sonrası araştırmacı olunca bu işler nasıl diyorsanız, yazıyı okumaya devam edin 🙂

Doktora yapmak uzun yıllar süren bir süreç. Türkiye’de iyi bir üniversitede doktora yapmak en az beş altı seneyi buluyor. Yurtdışında bu süre nerede olduğunuza göre değişkenlik gösterebiliyor. Örneğin Avrupa’da üç dört sene içerisinde doktora yapmak mümkün, her ülkede farklı kurallar var çünkü. Uzun seneler içinde belli bir konu üzerine yoğunlaşınca birkaç kez aynı temadaki konferanslara katılmak kaçınılmaz oluyor. Durum böyle olunca aynı yüzlerle etkileşime geçmek daha kolay oluyor. Bazen konferans programına göz atıp, kimlerin sunum yapacağını bilmek önemli. Böylece bu kişilerle tanışmak için çaba sarf etmeye başlayabilirsiniz. Mesela ben ünlü yapay zeka konferanslarından AAAI konferansında, Peter Norvig ile tanışmıştım. Hatta tanışmakla kalmamış, beraber fotoğraf bile çekilmiştim (ay gerçekten bunu yaptım evet!).

Doktora yaparken Dünya çevrenizde dönüyor, konunuz belli, gittiğiniz konferanslar belli. Oysaki doktora sonrası araştırmacısı olunca büyü biraz bozuluyor. Bu süreç herkes için aynı değil elbette, ben kendi deneyimlerimden yola çıkıyorum bu yazıda. Bir kere araştırmacı olunca, başka bir hocanın projesinde çalışmaya başlıyorsunuz. Hele bir de proje konusu doktora konunuzla aynı değilse, artık yeni dinamikler sizi bekliyor demektir. Mesela artık sadece ben ben demenin ötesinde, beraber çalıştığınız ekibin hedeflerine odaklanmanız bekleniyor. Örneğin X konferansına gitmek istiyorum demek gideceğiniz anlamına gelmiyor. Hatta proje gereği artık Y veya Z konferanslarına gitmeniz gerekebiliyor. Durum böyle olunca belki de yapmak istediklerinizden veya kendi dünyanızdan uzaklaşıyorsunuz. Bunun iyi tarafları da var. Kendi çalışmalarınızı veya başkalarının çalışmalarını daha farklı bir gözle irdeleyebiliyorsunuz, veya gittiğiniz farklı konferanslarda yeni insanlarla tanışıyorsunuz. Kısacası akademik çevreniz genişlemeye devam ediyor!

Özellikle araştırmacı iken öğrenci olmayı özlüyor insan. Benim hissettiğim en büyük eksiklik konferans ve türevi aktivitelere katılabilmek için burslara başvuramıyor olmak. Burslar sayesinde birçok yere katılım mümkünken, araştırmacı iken proje yürütücüsü ne diyorsa ona uymak durumundasınız 🙂 Bu noktada iyi bir proje yürütücüsü ile çalışmak çok önemli. Eğer yapmanız gerekenlerin hakkını veriyorsanız, nazınız gene geçiyor. Hatta akademide güçlü bir proje yürütücünüz varsa, bu sizi de güçlü kılıyor. Ve akademik çevrenizin gelişmesine ivme katıyor.

Araştırmacı olarak ek işlere el atabiliyorsunuz. Mesela başka kurumlara gidip sunum yapıp kendinizi tanıtabilirsiniz. Önemli başka bir nokta, büyük üniversitelerde insan kendi çalıştığı kurumu bile tanımıyor, sadece çalıştığı departmanı biliyor. Kabuğunuzu kırmanın bir yolu, üniversite komitelerinde yer alarak yönetime katılmak. Bu tür roller, başka kademelerde bulunan kişilerle tanışma fırsatı da sağlıyor. Yani sadece kendi departmanınızı değil, üniversitenizi de tanımaya başlıyorsunuz.

Basamakları tırmandıkça yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz. Kulaktan dolma hikayelerle yola çıkıyoruz hep, ama kendi hikayemiz hep çok başka. Bakalım sizin hikayeniz nasıl olacak… 🙂

Nisan 2019 Paros Dergisi’nde yayımlanan yazım.