Sosyal Öğrenme, Sevilla ve Yapay Zeka

Akademisyenler bilgiye aç insanlardır. Bu açlığı gidermenin çeşitli yolları var. Birincisi tabii ki okumak. Makaleler, dergiler, kitaplar, çevrimiçi metinler vb. okuyacak o kadar çok şey var ki, ama zaman yeterli gelmiyor maalesef. İkincisi izlemek ve dinlemek. Evet, teknolojinin şimdi geldiği noktaya bakacak olursak, ekrana bakmayı ve bir şeyler izlemeyi veya izlemesek bile bir şeyler dinlemeyi çok seviyoruz. Mesela Coursera vb. platformlarda çevrimiçi o kadar çok ders var ki, zaman olsa da hepsine yetişebilsek diyor insan. Netflix tarafından konan içeriklere bakıyorum da oradan bile öğrenecek çok şey var. Zaman geçirmek güzel şey ama bunu kaliteli zaman geçirme modeline de çevirmek lazım…

Bu yazıda sosyal öğrenme hakkında yazmak istedim. Sosyal öğrenmeyi yukarıdaki modellerin aksine, ikinci bir boyut gibi düşünebiliriz. Mesela bir şeyleri yalnız okuduktan sonra, başkaları ile bir araya gelip okuduklarımızı tartışabiliriz. Ben inanıyorum ki insanlar çevreleriyle veya insanlarla etkileşerek daha çok şey öğrenebilir. Teknoloji insanları yalnızlaştırıyor fikrine katılmıyorum. Öğrendiklerimizi paylaşmak bizim elimizde, hoş zaten paylaşmazsak öğrendiklerimiz çoğu zaman uçup gidiyor. Beynin hatırlaması için tekrar şart, bu tekrar olmadan da sadece zaman geçirmiş oluruz ki elde bir şey kalmaz…

Yazılarımı takip edenler yerimde durmayı çok sevmediğimi bilir… Ya yeni bir konferans, ya yeni bir çalıştay vb. sosyal etkinlikler benim vazgeçilmezim. Bazen o kadar çok konu başlığı var ki, insan her şeye yetişemiyor. Şimdiye kadar birkaç yaz okuluna katılarak yeni konular hakkında alanında uzman akademisyenler tarafından dersler aldım. Bu tür okullara her yaştan insan geliyor: akademisyenler, yüksek lisans veya doktora öğrencileri, doktora sonrası araştırmacıları… Kimi ararsanız orada, müthiş bir çevre genişletme etkinliği. Bu sefer de kendime bir sosyal öğrenme aktivitesi olarak bir kış okulu buldum, hem de Sevilla’da. İspanya’yı hep sevmişimdir… Hele hele Londra’da hava 2-3 derece iken, Sevilla’da hava 20 dereceye yakınken, içim ısındı diyebilirim!

Bir hafta boyunca yapay zeka ve etik konularında bir sürü ders gördüm. İlerleyen zamanlarda bu konular hakkında yazacağım, ben de biraz pişme evresindeyim. Herkes bu etik çıkmazını çözme peşinde, ama nasıl olacağını kimse bilmiyor. Bu da önümüzdeki on yılın araştırma konuları arasında olacak. “Ben özlemedim ki seni kedi özledi” modelini kimse istemiyor. Yani yapay zeka karar verdi ben de o karara saygı duydum demek mümkün olmamalı, olmayacak da…

Düşünsenize elinizde bir yapay zeka programı var, nasıl çalıştığı hakkında en ufak bir fikriniz yok. Bir kişiyi işe alacaksınız, tüm bilgileri giriyorsunuz, size bu kişiyi işe al veya alma diyor. Siz de paşa paşa ne diyorsa onu yapıyorsunuz… Evet bir karar vermek lazım doğru, ama öncelikle bu kararın nedenlerini anlamak şart. Yani sorduğumuz soru sadece “Nedir?” değil aynı zamanda “Neden?” olmalıdır. Belki de sunulan gerekçeler size saçma gelecek. Mesela “Hava bugün çok yağmurlu o yüzden X kişisini işe alma” gibi bir gerekçe gelirse karşınıza, bu yapay zeka programı saçmalıyor diyebilmeliyiz.

Her şeye kafa sallayan zihniyet yanlıştır. Her şeyi sorgulamak lazım, kendimizi sorgulamak dahil. En sevdiğim soru “Neden” sorusudur; karşı taraf beni ikna ediyorsa, fikrimi değiştirmeye her zaman hazırım. Hodri meydan!

Mart 2019 Paros Dergisi’nde yayımlanan yazım.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *