Doktora yapmalı mı, yapmamalı mı?

Doktora eğitimi sürecine girmek çok kolay bir iş değil, iyice bir düşünmek gerekiyor. Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde sürdürdüğüm doktora eğitimimin sonlarına yaklaşırken bu konudaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Diyelim yüksek lisans bitti, doktora eğitimine devam etmeli miyim? Bu sorunun cevabını vermek çok kolay değil. Çünkü içerisinde yaşadığınız ülkeye göre bu sorunun cevabı değişebilir. İnsan her zaman kalbinden geçeni yapamıyor maalesef. Kararlarımızı etkileyen bir sürü faktör var. Kimi zaman ailevi sebepler, çoğu zaman ise maddi sebepler bizi farklı bir yola itiyor. Doktora eğitimine devam demek, uzun seneler öğrenciliğe devam demek. Yurtdışında da işler karışık, nerede olduğunuza göre süreç değişiyor. Örneğin, Avrupa’da çoğu yerde ders alma yükümlülüğü yok. En az dört senede, doktora diplomasını almak mümkün oluyor. Hatta çoğu zaman öğrenciler sanayi işbirliği içerisinde olan üniversitelerde doktora yapıyor, bir yandan bir işte çalışıp para kazanırken, yaptıkları iş de tezlerini yazmada yardımcı oluyor. Hollanda’da da benzer bir durum söz konusu. Doktora öğrencilerinin işçi statüsü kazanması şart. Böyle olunca da öğrenciler yaşamlarını kolaylıkla sürdürebiliyor. Türkiye’de durum, Amerika modeli gibi. Öğrenciler, öncelikle ders döneminden geçiyor. Ardından, yeterlilik sınavına girerek doktor ünvanı almak için yeterli olduklarını kanıtlamaya çalışıyor. Sonrasında da, bir tez konusu belirleyip tez önerisi veriyorlar. Kabul edilen tez önerisi ardından ise, araştırma süreci başlıyor, yayınlar yapılıyor ve tez yazılıyor. Araya ders dönemi girdiği gibi işler biraz uzuyor. Türkiye’de iyi bir üniversitede doktora yapmak demek, en az altı seneyi bu işe yatırmak anlamına geliyor. Türkiye’de doktora öğrencileri, yurtdışındakiler kadar şanslı değiller. Çünkü hayatlarını sürdürebilmek için para kazanma yollarını bulmak zorundalar. Örneğin, araştırma görevlisi olunabilir, bir projede araştırma yapılabilir veya üniversite dışında bir iş bulunabilir. Üniversite dışında bulunan her iş ise, doktora sürecini olumsuz yönde etkiliyor bu bir gerçek. Tüm hafta tam zamanlı bir işte çalışıp, bir taraftan da iyi bir doktora sürdürebilmek inanın ki çok zor ve hatta imkansıza yakın.

İşin matematiğini bir kenara bırakırsak, doktora eğitimi çok keyifli bir süreç. Bir problemi ele alıp dört beş sene üzerinde kafa patlatmak gerçekten deli işi. En büyük deli olan hocanızın peşine takılıp öğreniyorsunuz çok şeyi. Hoca faktörü çok önemli, anlaşamadığınız bir hoca ile ilerlemeniz mümkün değil. Diğer önemli faktör ise, tez konusu. Üzerinde kafa patlatmaktan keyif alacağınız bir konu bulmak şart. Çoğu insanın başına gelen şey, ilerlemeyen ve seneler süren doktora tezleri. Bu iki faktörden en az biri sıkıntıya girerse, doktora süreci de kesin tökezliyor. Çok kolay değil, bu süreçte insanlar psikolojik olarak çökebiliyor. O yüzden doktora sürecinden geçen öğrencilerin birbirlerini gözlemlemesi şart. Kimi zaman kendimizle meşgul olduğumuz için, karşımızdakinin ne durumda olduğunu fark etmiyoruz bile. Bunun sonuçları bazen çok ağır olabiliyor, dikkatli olmak lazım.

Doktor ünvanı alan çok insan kariyerine üniversitede devam etmek istiyor. Akademisyen olmak çok güzel bir meslek, kendinizi sürekli güncel tutmak zorundasınız. Yoksa sizi ham yapar bu zilliler! Lisans eğitimi için gelen cıvıl cıvıl öğrenciler, sizi ayakta tutmak için yetecek kimi zaman. Diğer taraftan öğrencilerinizle araştırmalara devam edecek, makaleler yazacak, yurtdışında konferanslara katılacaksınız. Her şey kulağa güzel geliyor ama tüm bunlar için akademik özgürlük şart! Özgür olmayan bir akademi bu saydıklarımın hiçbirini sağlıklı bir şekilde yerine getiremez. Bugünün koşullarında doktora yapmak isteyenlere diyebileceğim, gidin buralardan. Yurtdışında sakin bir doktora hayatı yaşayın, daha çok üretin, daha çok öğrenin ve yatırımı kendinize yapın.

Ben kendi doktora sürecimde (son altı sene) çok acayip şeyler yaşadım, hepimiz yaşadık. Her şeye ve herkese rağmen oturduk, bilim yaptık; biz de buradayız dedik tüm dünyaya…

Mayıs 2017 Paros Dergisi’nde yayımlanan yazım.